İstanbul’da kuyumculuğun, Bizans dönemine kadar uzanan zengin ve büyüleyici bir tarihi vardır. 15. yüzyılda kurulan Kapalı Çarşı, kısa sürede sayısız yetenekli kuyumcu da dahil olmak üzere zanaatkarlar için hareketli bir merkez haline geldi. Bu yetenekli ustalar, şehrin elitleri için incelikli mücevherler ve diğer enfes eşyalar ürettiler.
Aslında, Osmanlı sultanları sık sık bu kuyumculara görkemli eserler ve kişisel süs eşyaları yaratma görevini emanet ederek, İstanbul’un kuyumculuk alanında önde gelen bir merkez olarak ününü pekiştirdiler. Bu kuyumcuların bilgi ve uzmanlığı nesiller boyunca aktarılarak, bu canlı geleneğin İstanbul’da günümüze kadar devam etmesini sağlamıştır.
Cevherun atölyesi, çırak yetiştirerek bu köklü geleneği sürdürmektedir. Sadece en yetenekli zanaatkarlar, bir ustanın rehberliğinde yıllarca eğitim aldıktan sonra kuyumcu unvanını kazanabilirler. Her bir Cevherun mücevheri, seçkin bir çırak grubu tarafından desteklenen sadece iki usta kuyumcunun elleriyle üretilir. Bu titiz yaklaşım, her ürünün en yüksek kalite ve işçilik standartlarını karşılamasını sağlar.
İstanbul’un seçkin evlatları olarak bilinen Cevat Genç ve Uğur Taş, Cevherun’un arkasındaki güçlü itici güçlerdir. Her ikisi de yıllarca İstanbul’un kıymetli Kapalı Çarşısı’ndaki saygın kuyumculuk atölyelerinde eğitim alarak zanaatlarını geliştirdiler. Tecrübeli bir kuyumcu olan Cevat, saygın Hilat Kuyumcuları’ndaki on yıllık görev süresi boyunca üretim ve satış konusunda derinlemesine bir anlayış kazandı. Öte yandan Uğur, küçük yaşlardan itibaren altın atölyelerinin sanatına hayran kaldı ve kuyumculuğun simyasına karşı sarsılmaz bir tutku geliştirdi. Hilat Kuyumcuları’nda becerilerini titizlikle geliştirdikten sonra, İstanbul genelindeki seçkin kuyumcular ve varlıklı müşteriler için saf 24 ayar altın kullanarak enfes başyapıtlar ve öncü tasarımlar üreten kendi atölyesini açtı.
2010 yılında ikili bir araya gelerek vizyonlarını Cevherun olarak hayata geçirdi. Uğur’un usta kuyumcu, Cevat’ın ise üretim ve satıştan sorumlu olduğu bu ekip, geçmişten ilham alan modern bir marka olarak hızla tanındı. Tarihsel etkilerden yola çıkarak özenle şekillendirilmiş mücevherleri büyük rağbet gördü. İyi tasarlanmış ve mükemmel işçiliğe sahip 24 ayar altın mücevherlere olan küresel talebi fark eden ekip, Dubai, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ne de yayıldı. 2012 yılında New York merkezli Türk kökenli mücevher tasarımcısı Nazlı Botas ile tesadüfi bir karşılaşma, tasarım ve pazarlama alanında kalıcı bir iş birliğine yol açtı.
İstanbul’da kuyumculuğun, Bizans dönemine kadar uzanan zengin ve büyüleyici bir tarihi vardır. 15. yüzyılda kurulan Kapalı Çarşı, kısa sürede sayısız yetenekli kuyumcu da dahil olmak üzere zanaatkarlar için hareketli bir merkez haline geldi. Bu yetenekli ustalar, şehrin elitleri için incelikli mücevherler ve diğer enfes eşyalar ürettiler. Aslında, Osmanlı sultanları sık sık bu kuyumculara gösterişli eserler ve kişisel süs eşyaları yaratma görevini emanet ederek, İstanbul’un kuyumculuk alanında önde gelen bir merkez olarak ününü pekiştirdiler. Bu kuyumcuların bilgi ve uzmanlığı nesilden nesile aktarılarak, bu canlı geleneğin İstanbul’da günümüze kadar devam etmesini sağlamıştır.
Cevherun atölyesi, çırak yetiştirerek bu köklü geleneği sürdürmektedir. Sadece en yetenekli zanaatkarlar, bir ustanın rehberliğinde yıllarca süren eğitimden sonra kuyumcu unvanını kazanabilirler. Her bir Cevherun mücevheri, seçkin bir çırak grubu tarafından desteklenen sadece iki usta kuyumcunun elleriyle üretilir. Bu titiz yaklaşım, her ürünün en yüksek kalite ve işçilik standartlarını karşılamasını sağlar.
Tasarım ilhamımız sadece İstanbul’un canlı şehrinden değil, aynı zamanda Akdeniz bölgesinin zengin tarihinden de geliyor. Antik Hititler, Yunanlılar ve Romalılar bize fikir kaynağı olarak hizmet eden enfes eserlerden oluşan bir hazine bıraktılar. Yerel mitolojilerin figüratif yorumundan flora ve faunanın sembolizmine kadar, kolyeler ve yüzükler yaratmak için ilham alıyoruz. Apollo, Medusa, Athena, Büyük İskender ve Dionysius gibi figürlerin yer aldığı antik Yunan ve Roma sikkeleri, kolye ve küpelere dönüştürülerek geçmişin somut kalıntıları haline getiriliyor. Helenistik ve Etrüsk dönemlerinde kullanılan mücevher yapım teknikleri, ürettiğimiz tokalar ve madalyonlarda ifadesini bulurken, Osmanlı döneminin çeşitli dekoratif biçimleri geometrik motiflerin bolluğunu sunuyor.
Her bir Cevherun mücevheri, seçkin bir çırak grubu tarafından desteklenen sadece iki usta kuyumcunun elleriyle üretilir. Bu titiz yaklaşım, her ürünün en yüksek kalite ve işçilik standartlarını karşılamasını sağlar.